TOHUM: Kabuğunu Kıranın Hikayesi

Kimi zaman hayat, tozlu bir kavanozun dibinde unutulmuş gibidir. O kavanozun içinde, birbirine çarparak ses çıkaran, dışarıdan bakıldığında kuru ve cansız görünen o küçük şeyler… Biz onlara tohum diyoruz. Ama aslında onlar, henüz anlatılmamış hikayelerdir. Henüz kurulmamış hayaller, henüz fethedilmemiş şehirlerdir.

Sıradan bir göz, o kavanoza baktığında sadece bir avuç tahıl görür. Ama bir çiftçi… Gerçek bir çiftçi, o tohumu eline aldığında avucunun içinde bir ormanın ağırlığını hisseder.

Liderlik dediğimiz şey, o kürsülerde anlatılan, slaytların arasına sıkıştırılan şaşalı cümleler değildir. Liderlik; o tohumun içindeki nabzı, henüz o nabız atmadan duyabilmektir.

Avuçtaki Sıcaklık ​

Bir tohumun kaderi, toprağa düşmeden önce, onu tutan elin sıcaklığında başlar.

Stefan Zweig haklıydı; insanın en büyük trajedisi anlaşılmamaktır. O kavanozun içindeki tohum da anlaşılmayı bekler. İşte tam o anda, bir “insan” gelir. Belki bir öğretmen, belki bir yönetici, belki de sadece bir dost… Seni eline alır. Seni tanımaz, senin ne renk çiçek açacağını, meyvenin tadının nasıl olacağını bilmez. Ama sana değer verir. Sırf “var olduğun” için, sırf bir potansiyel taşıdığın için seni incitmeden tutar.

​Bu dokunuş, kitaplardan öğrenilmez. Seminer salonlarında bu şefkatin sertifikası verilmez. Bu, insan olmanın en saf halidir.

​Toprak ve Kabuk: Acılı Bir Veda

​Sonra seni toprağa bırakır. Karanlıktır orası. Soğuktur. Korkarsın.

Yunus Emre’nin dediği gibi; “Hamdım, piştim, yandım” demenin vaktidir artık.

Çünkü büyümek, acı verir. Filizlenmek için o sert, o korunaklı, o çok sevdiğin kabuğunu kırmak zorundasın. Kabuğunu kırmak, kendine veda etmektir. Eski benliğine, korkularına, “ben buyum” dediğin sınırlara bir vedadır bu.

Çoğu insan liderliği, başkalarını yönetmek sanır. Oysa asıl liderlik, o karanlık toprağın altında, kendi kabuğunu çatlatabilme cesaretidir. Tıpkı bir çağı kapatıp yeni bir çağı açan Fatih gibi… O da bir zamanlar bir tohumdu. Hocası Akşemseddin’in manevi toprağına düştüğünde, içindeki fetih ateşinin kabuğunu yakıp kavurduğunu kim bilebilirdi? O kabuk kırılmasaydı, İstanbul hala uzaktı.

Filizlenmek: Göğe Uzanan Sessiz Çığlık

Ve sonra… O ilk yeşil uç. Işığa kavuşma anı.

Toprak seni sıkar, su seni boğar sanırsın ama onlar seni büyütmek içindir. Çevrendeki zorluklar, o liderin sana sunduğu “zorlayıcı şefkat”tir.

Bir tohum ağaç olduğunda, artık kendisi için yaşamaz. Gövdesi kalınlaşır, dalları göğe uzanır. Ama dikkat et; hiçbir ağaç meyvesini kendi yemez. Hiçbir ağaç gölgesinde kendi oturmaz.

​Sen Hangi Tohumsun?

​Şimdi sana soruyorum:

Senin hayatına kim dokundu?

Kim o tozlu kavanozdan seni çıkarıp, “Sende bir orman görüyorum” dedi?

​Belki o kişi şu an yanında değil. Belki çoktan göçüp gitti. Ama o, görevini yaptı. O, çiftçiydi; seni ekti ve gitti. Şimdi sıra sende.

​Liderlik bir unvan değil, bir etki zinciridir. Sen ağaç olduysan, artık rüzgara kapılıp gidecek yeni tohumlar üretme vaktidir. Birinin omzuna dokunmak, birinin gözünün içine bakıp “Yapabilirsin” demek, binlerce sayfalık strateji kitabından daha güçlüdür.

​Kabuğundan korkma.

Karanlıktan korkma.

Ve unutma; dünya, kürsülerde bağıranların değil, bir başkasının hayatına sessizce dokunup onu yeşertenlerin hatırına dönüyor.

​Sen bir tohumdun.

Şimdi gölgesinde başkalarının dinlendiği bir ağaç olma vaktin gelmedi mi?

Murat Emre Doğan