Hangi Beş Kişinin Ortalamasısın

Elli bin yıldır insanlık var ve elli bin yıldır değişmeyen bir şey var: Limbik Sistem. Peki nedir bu limbik sistem? Beynimizin merkezinde bulunan duygusal tepkiler, hafıza, motivasyon ve temel içgüdülerimizi şekillendiren prefrontal korteksle savaşa girdiğinde mutlaka galip olacak bir bölge. Peki prefrontal korteks nedir? O da beynimizin ön lobunda bulunan, bizi hayvanlardan ayıran yani içgüdülerimizi yöneten bir bölgemizdir. Örneğin spora gitmek istediğimizde bizi, başımıza bir şey gelmesin, vücudumuzun depoladığı yağları olası bir açlık durumunda kullansın diye koruma içgüdüsüyle konfor alanımızda tutmak isteyen taraf limbik sistemken spor yapmanın sağlığımıza, fiziğimize, duruşumuza ve hayat kalitemize yansıyacağını öngörüp bizi konfor alanımızdan dışarı çıkarıp o spor salonuna
gitmemizi sağlayan taraf ise prefrontal bölgedir. Şimdi, gelişmiş canlılar olarak limbik sistemimizin o kadar da söz sahibi olmayacağını, istesek kolaylıkla spor salonuna gidebileceğimizi, ders
çalışabileceğimizi, kendimizi geliştirmek adına yapabileceğimiz herhangi bir faaliyeti yapabileceğimizi öne sürebiliriz. Peki o zaman neden yapmak bize eziyet geliyor? Sebebi çok açık: Limbik Sistemin
varlığı bizi elli bin yıl öncesine götürüyor. Doğada erkek seçilendir ve kadın da seçicidir. Süslü olan erkektir ve gösterişsiz olan kadındır. Buna basit birer misal olarak dişi aslan, erkek aslan; dişi tavus kuşu, erkek tavus kuşu örneklerini verebiliriz. Erkeklerin ne denli süslü olduğunu görüyorsunuz.
Kabarık tüyler burada güç belirtisi olarak nitelendiriliyor. Bunun yanı sıra dişilerin de sağlıklı bir
doğum yapacağını, çiftleşmeye hazır olduğunu gösteren emareler var: Pelvis büyüklüğü ve çıkıklığı ve kan akışının hızlanmasından kaynaklı kılcalların en belirgin olduğu örneğin dudaklardaki kırmızılaşma.
Şimdi tekrar günümüze geri dönelim. Aslında elli bin yıl öncesinde kalmış bu içgüdüler modern
hayatta karşımıza çıkmakta. Erkekler için kabarık ve süslü tüyler: iyi bir arabaya, eve, makama sahip olmak olarak karşımıza çıkıyorken kadınlar için pelvis çıkıklığı ve kırmızı dudaklar topuklu ayakkabı etkisi ve kırmızı rujla karşımıza çıkıyor. Bugün ben de burada topuklu ayakkabılarımı giyip kırmızı rujumu sürdüm. Çünkü bu bizler için toplum karşısına çıktığımızda topluma saygı duyduğumuzdan
kaynaklı resmi bir aksesuar ve temiz bir duruş anlamına geliyor. Ama maalesef nörobilim camiasının bu görüşlerine saygı duyup katılıyorum. Yani limbik sistemimizin etkilerini aslında bu kadar yakından görüyorken neden prefrontal korteksle savaşsa galip geleceğini umarım fark etmişsinizdir. Aslında buna bir örnek olarak da şunu vermek istiyorum. Geçen pazar bir Antalya gezisi düzenledik ve rafting turu yaptık. Suyun içinde olduğumuzdan dolayı telefonlarımızdan 2.5 saat kadar ayrıydık. O kısa süre boyunca bile suyun içindeki botlarda birbirimizle yarış halindeydik ve erkekler yüksek şekilde bağırıp küreklerini suya vuruyor ve bizi korkutup önümüze geçmeye çalışıyordu. Bizim botumuzda kız çoğunluktaydı ve bizi ıslattıkları için üşümek istemiyor ve kaçmaya çalışıyorduk. Aslında oradaki
ilkelliği fark ettiğimizde elli bin yıl öncesinden çok da bir farkımızın kalmadığı gözler önündeydi. Yani demek istediğim: yapımız, bu temel iç güdülere haddinden fazla kıymet veriyor. Şimdi burayı bu
şekilde anladıysak bahsetmek istediğim bir konu daha var sonrasında bağlamak istediğim yeri
paylaşacağım: Ayna Nöronlar. Ayna nöronlar, henüz bilim dünyası tarafından sırrına vakıf olunamamış ama yapılan deneylerce sabitlenen bir başka konu. Şöyle ki makak maymunları üzerinde yapılan bir
deneyde maymunların muz yedikleri ve dereye taş attıkları senaryolara bakılıyor. Muz yemeyen ve
dereye taş atmayan maymunlar bunları yapan maymunları izliyor ve beyin sinyallerine bakılıyor. İlginç bir şekilde dereye taş atan maymunla atmayan maymun, muz yiyen maymunla yemeyen
maymunların beyinlerinin aynı bölgelerinde sinyal yanıyor. Yani bu davranışı yapmış da olsa görmüş de olsa maymun aynı oranda etkileniyor ve yapmış gibi onu içselleştiriyor. Bu içselleştirme fiili yerine “normalleştiriyor”, “özümsüyor”, “kabul ediyor” kelimelerini de koyabilirsiniz. Örneğin ben şu an bir şey anlatıyorum ve sizin beyninizde sanki siz anlatıyormuşsunuz gibi sinyaller yanıyor. Aynı zamanda otizmli çocuklar üzerindeki incelemelere baktığımızda yine bu ayna nöronların etkisiyle çocukların dil becerilerinin ilerlediği yahut gerilediği saptanıyor. Şimdi tüm bu ilkel beynimize baktığımıza, aslında beynimizi manipüle etmenin ve çevremize bir anda uyumlanmamızın ne kadar kolay olduğunu
anlıyoruz. Yani bu durum aslında bizim ilişkilerimizi, sosyal hayatımızı ve çevremizdeki olup bitenlere içsel manada kayıtsız kalmadığımızın en temel kanıtı olarak karşımıza çıkıyor. Tüm bunlarla birlikte

son dönemlerde çevremden aldığım duyumlar ve kişisel gözlemlerimle şunun farkındalığını yaşadım.
Üniversitenin başındaki o arkadaş grubunun dağılması bir yana, zamanla çok samimi olduğumuz
arkadaşlıklar, duygusal ilişkiler dahi ufacık bir rüzgarla sönüp gitti. Hâlbuki ateşi yakmak için üfleriz aslında ve o rüzgar aşılayıcıdır. Ama bu tip arkadaşlıklar ve duygusal ilişkiler için o esinti sönüp gitti. Buradan da şunu anladık: eğer krizler birlikte atlatılamıyorsa, esintilere birlikte göğüs geremiyorsak artık aynı frekansta olmaktan çıkıyoruz. Burada limbik sistemimizin bizi konfor alanında tutmak istemesinden kaynaklı tekrar geri dönmeyi, o ilişkileri aşamamayı, vazgeçmemeyi tercih etmek istiyoruz. Çünkü yeni birileriyle tanışıp farklı sosyal çevrelerde yahut duygusal ilişkilerde bulunmak bize zor geliyor. Limbik sistemimiz şimdi bunun için mesai harcayacaksın, beynini yoracaksın,
zamanını ayıracaksın, dışarı çıkıp sosyalleşmek durumunda kalacaksın sinyalleri veriyor. Halbuki prefrontal kortekse kulak versek o ilişkiler bizi geriye çeken, kendi kişisel gelişimimize bir adım bile faydası olmayan, sürekli üzüntü ve olumsuzluk aşılayan, bir günümüzü ötekinden farklı kılmayacak ve kendi toksik dünyamızdan dışarı çıkamayacağımızı bildiren ilişkilerdi. Daha kötüsü ayna nöronların
etkisiyle artık biz de o ilişkideki insanlara dönüşüyor ve kendi benliğimizi o şekilde buluyorduk. Hani o hepimizin bildiği cümle var ya “Çevrendeki beş kişinin ortalamasısın.” İşte bu cümlenin aslında
nörobilimdeki karşılığını sizin için gözler önüne sermek istedim. Peki sizin çevrenizdeki beş kişi kim ve dönmek istediğiniz arkadaşlık ve duygusal ilişkilere gerçekten dönmeli misiniz? Umarım istifade
edebileceğiniz bir metin olmuştur. Bizi geliştirebilecek insanlarla olmamızı temenni ediyorum.
 

Ecem Baysal